Hepimizin hayatında arkadaş ve arkadaşlıklar çok önemli. Ben yalnız bu arkadaşların içine herkesi de çok katmıyorum. Benim arkadaşlarım ve dostlarım var. Arkadaşlarım daha çok. Dostlarım ise 4 tane.Arkadaşlarımla yerim, içerim, gülerim, söylerim, eğlenirim, konserlere giderim. Dostlarımla ise tüm bu sıraladıklarımı yapar üstelik de onlarla ağlarım. Daha  doğrusu onların yanında rahat ağlarım. Daha doğrusu onların yanında rahat yakınabilirim. Dostluklar art niyetsizdir. Beni ben kadar bilir dostlarım.

İki hafta önce 4 arkadaşımla birlikte Karadeniz yaylalarına yürüyüşlere gittik. O kadar eğlendik o kadar eğlendik ki anlatamam. Düştük, kalktık, yan yattık, ufladık, pufladık. Hani çocuklar neredeydi?Arkadaş çocuklar var ya… Onlardan biri yanımızda olsaydı bizleri o kadar çok kınarlardı ki burnumuzdan gelirdi. Yani dördümüzün de çocukları bizim için arkadaş değildi. Bizler arkadaşları ile gezmeye giden annelerdik. Öyleyse “ben çocuğumun en iyi arkadaşıyım.” diyenler kim ola ki?

Siz çocuğunuzun nesisiniz? Dostu mu arkadaşı mı? Bunlardan biri olduğunuzu düşünüyorsanız sakın ha olmayın. Siz onun anne ve babasısınız. Arkadaşlık ve dostluk başka, anne-baba olmak başka.

Anneniz veya babanız sizin arkadaşınız mı? Olamaz. Siz belki öyle düşünüyorsunuz ama olamaz. Her derdinizi, özellikle eşinizle  olan sıkıntılarınızı anne veya babanıza her fırsatta aktardınızsa şimdiye kadar boşanmanız lazımdı. Zira anne ve babalar tarafsız kalamazlar. Mutlaka anlatılanlardan da etkilenirler. İçimizi dostlarımıza, arkadaşlarımıza dökeriz.

Özellikle çocukların 12-15 yaş arasında buldukları arkadaşları çok kıymetlidir. Onlar için tek laf ettirmezler. Arkadaşlarının yaptıkları doğrudur ve arkadaşları için hayatlarını verirler. Bu arada devreye kendisini arkadaş zanneden (genellikle) anne işin içine girer. Çocuğunu iyi kötü o döneme kadar kontrol edebilmiş olan anne, bakar ki çocuk elden gidiyor. Bir kıytırık kız veya cılız bir oğlan çıkmış ortaya ve çocuk onunla anlaşıyor ve onunla sırları var. Ne gibi yani? Hemen devreye girmeye çalışır. Önce kızar anne. Nedir canım bu hep onlarla gitmek, nereye gidiliyor böyle, gece gündüz birlikte olmalar yetmezmiş gibi elden telefonu düşürmemeler. Konuşmalar mesajlar. Bu davranış karşısında çocuk daha bir sıkı sarılır arkadaşına. Anne bakar ki başaramıyor babasından yardım almaya çalışır. “Babası sen de baksana kiminle arkadaşlık ediyor bu böyle? ”Babası pek oralı olmaz. Erkekse çocuk hiç oralı olmaz. Kızsa eğer, gece çıkıp çıkmadığı önemlidir baba için. Çünkü ne oluyorsa hep gece olur babalara göre. Bu eskiden de böyleydi hala böyle. Bu babalar niye bu denli saf acaba? Her neyse anne çareyi arkadaşlık denemesinde bulur. Yavaş yavaş durumu yumuşatır ve laflamalara başlar. Aslında amaç çocuğun ağzından laf almaktır. Merak edilen durumlara açıklık getirmektir. Ne konuşuyorlar, neler anlatılıyor, nerelere gidiyorlar. Anneden içgüdüleri ile sakınması gerektiğini bilen ergen de kısa yanıtlar vererek durumu kendisi için kurtarır ama annenin yangınının ateşi sönmez.

Herkesin nasıl anne ve babası varsa arkadaşları da olacaktır. Bizler çocuklarımızın anne ve babalarıyız arkadaşları değil. Onların yaşamlarını merak ediyorsak sabırlı olmayı ve gözlem yapmayı öğrenmeliyiz. Onlar anlatınca da dinlemeyi bilmeliyiz tabii ki. Anlatılanlar genellikle paylaşım içindir. Bizden akıl almak için değil. O yaşlarda öylesine akıllarına güvenirlerki, hepsi  kendilerini birer yaşam gurusu zannederler. Ama hem arkadaş, hem de akıl veren, nasihat eden olmak istediğimiz için, hepsi birbirine karışır ve iyi olmaz. Kafasında, “anne ve baba bilir. Onların deneyleri vardır onlara güvenebilirim”fikrini  oluşturabilmişsek ne mutlu bize.

Biz çocuklarımızın gözünün önünde seçtiğimiz arkadaşlarla, sohbetlerimizle, okuduğumuz kitaplarla, davranışlarımızla, konuşmalarımızla iyi birer model ve yol göstericiysek, onların  arkadaşlarını da çok merak etmeyelim. Mutlaka bize benzer birilerini bulmuş olacaklardır. Ama o siz değilsiniz.