Ben küçükken değil,ben gençken televizyon yoktu. Hayat gayet iyiydi. Bir kere evdekilerle iletişimimiz vardı. Konuşurduk.Birbirimize söyleyecek laflarımız vardı. Televizyon gelince söz de bitti. Hayatlar, salt aileler küçüldüğü için küçülmedi.Çağımız” bilişim ve iletişim çağı”.Bilişim ve iletişim içinde yalnızlaştık,yabancılaştık.Ona –buna ,konuya- komşuya değil,kendimize yabancılaştık. Bu yabancılaşma öylesine yaygın ki. Bana göre,koca kalabalıkların içinde bir başımıza yaşıyoruz. Ne oldu bizlere,bize ne yaptılar? Ne oluyor çocuklarımıza? Hızla tüketiyoruz,hızla unutuyoruz,hızla savaşıyoruz ve artık hiç bir şeye ama hiçbir şeye şaşırmadan,şaşkın şaşkın yaşıyoruz.

Tüm suçlu tabii ki ne TV ne de bilgisayar oyunları. Yabancılaşma ve körleşme kentte yaşayanlarda daha fazla. Kırsal kesimde hala bir araya gelmeler var. Oralarda da artık eskisi gibi değil ama var. Köyün tek TV’sinin köy kahvesinde olduğu günler gerilerde kaldı. TV misafirleri de bitti. Bu satırları okuyunca artık dinazor olduğum ve eskiye özlem duyarak ”Ah benim zamanım,güzel zamanım” vahlanması içinde olduğum zannedilmesin.Bana bunları yazdıran 2004 Kasım ayı içinde okuduğum Ayla Önder’in yazısı.Önder diyor ki “Yurtdışından satışı yapılan oyun CD’lerinin üzerinde –dikkat epilepsi nöbeti geçirebilirsiniz – uyarısı var ama ithalatçı firmalar bu kurala uymuyorlar.”Kötülüğü,yabancılaşmayı ve hainliği gördünüz mü?Çocuklarımıza ellerimizle alıp veriyoruz o oyunları ve üstelik de pek çok ana baba, çocukları bilgisayarda oyun oynayınca mutlu oluyor.Peki neden epilepsi ihtimali var. Açıklaması çok basit. Bu konuda da CD-rom Data Genel Müdürü İlkay Öztürk aydınlatıyor bizi:”Şiddet oyunları özellikle üç boyutlu dünyalarda geçiyor. 360 derece dönülebiliyor.Ekrandaki bu üç boyutlu görüntüler zaten vücutta ciddi kimyasal bozulmalara da yol açıyor. Belirti olarak da mide bulantısı ve baş dönmesi oluyor.”Vücudun değişen kimyasının yanı sıra çocuk şiddeti de bir çözüm olarak görüyor. Oyunlarda “otur,konuşalım,derdin ne” demek yok.”Bana ha,sen ha,öl de gör!”var. Çocuklarının sessiz ve ayak altında olmamaları nimet zannediliyor. Oysa bırakın onlar dolansın ayak altında, konuşsun sizinle,sorular sorsun.

Trafikte nasıl büyüklerimiz güvenli araba kullanmıyorsa,çocuklarımız da teknolojiyi güvenli kullanmıyor.Nasıl ki aracın içinde “trafik canavarı”na dönüyor büyükler,çocuklar da bilgisayarın başında “şiddet canavarı”na dönüyorlar. Biz TV izlerken seyirciydik. Oysa onlar bilgisayar oyunlarında özne.Kendileri de oyunların içinde yer alıyorlar. Vurup öldürüyorlar ve arkalarına bile bakmıyorlar. Zira oyunun kuralı bu. Yan taraftan hemen bir başka düşman çıkıyor.Hendekleri atlayacaklar,dağları aşacaklar ve ölmemek için öldürecekler.Üstelik biz büyüklerin elinde onları denetleme mekanizmaları da yok. Her şeyden önce onlar kadar akıl erdiremiyoruz bu işlere. Kendi beceriksizliğimizden de onlara övünç çıkarıyoruz.”Vallahi o kadar akıllı ki,bilgisayarı çok iyi biliyor”. Oysa bilgisayarı değil şiddeti öğreniyor ve biliyor. Biz de çocuğumuza çok meraklıyız ya izliyoruz,ne güzel!

TV daha mı masum. TV da masum değil. “Kurtlar Vadisi” dizisinde yer alan kanlı gırtlak kesme sahnesinden sonraki haftalarda gençlerin işledikleri cinayetlerde aynı yöntemi kullandıklarını gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde okuduk. (Oysa Emniyet teşkilatının bu konuda istatistikleri olmalıydı ve şiddeti içeren tüm yayınlara çeki düzen verilmeliydi.) Bilgisayarda şiddet oyunları oynayamayan çocuklarımıza medya bu konuda bir hizmet vererek,ABD’nin Irak halkını uzaktan güdümlü füzelerle nasıl öldürdüğünü gösteriyor. Savaşın,kanın ve şiddetin naklen yayınını elimizde içki veya çay bardaklarımızla sıcacık odalarda çocuklarımızla izliyoruz. Şiddeti odalarımıza alıyoruz.Şiddeti güncelleştiriyoruz. Şiddete alışıyoruz. Sonra bir gün aniden, kendimizi bağırıp çağırırken,çocuğumuzu kırıp dökerken yakalayıveriyoruz ki biz olmuşuz. Şiddetin sarmalında yuvarlanmaya başlamışız bile.

Konuşup durmak ve akıl öğretmek kolay. Şimdi ne olacak. Bu kadar zarar sıraladıktan sonra pencereleri açıp aletleri havalara mı atalım.Yasaklayalım mı her şeyi?Hayır,sakın ha!Yasak onları internet kafelerde hiç bilmediğimiz ilişkilere daha da iter. Öyleyse nasıl temizlenecek bu hayatlar?Bu hayatlar, birlikte yaşanarak,çocuklarımıza dokunarak ve farkındalıkla zenginleşecek. Önce sakin olalım. Kimse kimseye, yüzde yüz steril olmayı önermiyor. Ama ne olduğunu bilelim. Çocuklarımıza aldığımız bilgisayar oyunları hakkında fikrimiz olsun. Onlara birlikte oturalım bilgisayarın başına. Öğrenelim. Oyunları oynarken yorum yapalım.Bilgisayar ekranı başında en fazla bir saat kalınması gerektiğini bilelim. Çocuklarınızla bilgisayarın başına geçince internetten bu konuda yapılan araştırmaları birlikte bulmak ve zararlarını birlikte görmek de çözüm yollarından biri olabilir. Zararları en ama en aza indirmeye çalışalım.

TV konusunda da bir önerim var!Acı bir öneri bu!Haftada bir gece TV kapalı yaşamaya çalışmalı. Ama hile yapmak yok. TV kapatarak ev gezmesine gitmek veya lokanta,sinema yok. Hem evde oturacağız hem de TV kapalı olacak. İlk on beş dakika içinde eve bomba düşmüş gibi olacak. Çıt çıkmayacak. Hani sigarayı bırakanlar ellerini nerelere koyacaklarını bilmezler ya ilk günlerde siz de de öyle olacak. Konuşacak laf olmayacak. Yapılacak iş olmayacak. Yaşam duracak. Ne kötü!Tutku boyutlarına taşıdığımız alışkanlıklarımız kötüdür. TV bizler için alışkanlık değil,vazgeçilmez.Şimdi var mısınız haftada bir gece TV ları kapamaya?

Ben küçükken değil,ben gençken televizyon yoktu. Hayat gayet iyiydi