Cicianne genellikle üvey anneye falan denir. Neresi ciciyse artık. Çok iyi ikinci anne olan arkadaşlarım var. Onları bu konuda kenara koyduğumun da bilinmesini isterim.Şimdi ben benim ciciannemden söz edeceğim:

Benim üveyannem çok yalancı ya,beni Ulviye Serter ile tanıştırdığı zaman,onun halası olduğunu söyledi. Annesi bir Arap prensine kaçmış.Halası da onu yanına almış. Demiyor ki annem başka birine gitti,biz yedi kardeş Çocuk Esirgeme Kurumuna bırakıldık ve beni Ulviye hanım yanına alarak büyüttü ve okuyabildiğim kadar okuttu,kestirmeden “halam” diyor. Ben de 12 yaşımdayım.İnandım. Ama  her yalan gibi bu da ömürsüz oldu ve üvey annem  babam ile evlendiği  zaman Ulviye hanım yaz tatili de olduğu için benim onların yanında Büyükadada kalmamı istedi. Ben de kaldım. Ayağımda bir kapri pantalon,elimde bir zincir ve dudaklarımda ıslıkla pat pat merdivenlerden iniyorum ve paldır küldür yürüyorum. Beni önüne oturttu ve önce üvey annemin maceralarını masal gibi anlattı. Sonra da bana “benim cicianne dediğim ve çok sevdiğim biri vardı,hep ben de cicianne olmak istedim.Bana cicianne dermisin “dedi. O benim ciciannem oldu. Ciciannemi burada kısaca anlatamam. O benim hayatımın yol göstericisiydi,ışığıydı. Pek çok şey yaşadık birlikte. Zaman zaman anlatacağım. Ben ölmeden ciciannemi anlatacağım. Bunu benden başka yazıya dökecek olan yok,biliyorum.

İlk işim Amerikan hastahanesindeydi. Hukuk fakültesine devam ediyorum ve geceleri de Amerikan hastahanesinde recepcionda çalışıyorum. Bir gün böbreklerimde bir sancı,öleceğim. Doğru hastahaneye koştum. Dr. Gürbüz Barlas,baktı,kontrollerim yapıldı ve teşhis;böbrekte taş. Minik taş. Bol su içeceğim ve yürüyeceğim.Taş düşecek. Ağrı kesici de verildi. Tamam. Denilenleri yapıp hayatıma devam ediyorum.Aradan 4-5 gün geçtikten sonra bir öğleden sonra  deli sancım tuttu. Taş düşüyor. Gözüm dışarı fırlıyor. İşe gitmeme olanak yok. Telefon ettim ve gelemeyeceğimi,böbrek taşı düşürdüğümü söyledim. Karşı taraftaki hıyar her kimse hemen işe gelmem gerektiği emrini verdi. Ben telefonu kapatıp,durumu cicianneme anlattım. Ciciannem telefonu eline aldı ve  “Güvem bu gece gelemeyecek. Yarın görüşürsünüz” dedi ve kapadı. O gece ben böğürdüm ve taş düştü. Ertesi gün öğleden sonra bana “şimdi işe gitme zamanı” dedi. Önüme bir kağıt koydu,”yaz ” dedi. Bana bir istifa mektubu yazdırdı. Ben de Osmanbeyden,Nişantaşına kadar yüreğim bir kuş kadar hafif olarak, adeta uçarak,gidip istifa mektubumu bana diklenen,halden anlamayan hıyarın önüne koyup eve geldim. Ciciannem,kendimi nasıl hissettiğimi sordu bana, nasıl olabilirdim,muhteşemdim. Kendimi herkül kadar güçlü hissediyordum. “Kendini asla ezdirmeyeceksin.Haksızlığa karşı her zaman dik duracaksın.Bir kapı kapanırsa bir kapı açılır.Hadi bezik oynayalım.”dedi. Onun için konu kapanmıştı. Ben hayatımın dersini aldım. Beni sıkan,beni üzen hiç bir işte kalmadım. Çok çalıştım.Kendimi ezdirmemek için çok çalıştım. Çalıştığım işlerin hepsini hak ettim.  Gitme vakti geldiği zaman da arkama bakmadan gittim.

Nereden mi aklıma geldi bu anı? Onu da anlatayım. Bir- iki gece önce Tuğçe ile işi için konuşurken;”Hiç bir şeyi dert etme sakın.Yanında kocan,arkanda da ben varım. Seni üzen bir durum varsa ayrılmalısın o işten ” dedim. Telefonları kapadık. Bir düşünce ve gözyaşları geldi bana.52 sene önce bana yapılan özgüven aşısını ben yapmıştım şimdi.