4 Nisan  cumartesi günü  kuşları izlemeye gittim. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin düzenlediği bir toplantıya  katıldım kuşları izlemeden önce ve bilgilendim.Nasıl bilgilenmem ki,doğma büyüme İstanbulluyum İstanbul’un kuşlar için önemini bilmezdim doğrusu. Prof Dr. Ünal Akkemik,Doç Dr. Zeynel Arslangündoğdu ve araştırmacı gazeteci sayın Akdoğan Özkan neler neler anlattılar. Ben de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hani “biz ağacı kesiyoruz ama binlerce ağaç dikiyoruz,cahiller” diyorlar ya bunun koca bir algı bozukluğu ve cahilliğin dik alası olduğunu öğrendim.Zira yol kenarına dikilen ağaçlar asla ormanın yerine geçemiyorlar. Orman nefes alırken nefes de veriyor canlılara. İçlerinde kurt,kuş,kartal,yılan,kaplumbağa, kirpi,ceylan barındırıyor. Ormanları yok ederek bu canlıları da yok ediyorlar.

Hani “siz hayvan sevmiyormusunuz” diyerek kıyameti koparan sözde köpek severler var ya,onların yüzünden de ormandaki hayat bitiyor. Sığınaklar doğru dürüst olmadığı için orman içine salınan başıboş köpekler,doğal hayatın canavarları. Gördük,resimleri gördük. Köpekler karaca ve ceylanları karınlarını doyurmak için katletmişler.  Açlar,ne yapacaklar? Üstelik de bu resimler İstanbuldan.

Dünyanın hiç bir yerinde bulunmayan,endemik bitkiler var ülkemizde. Ağaçlar kesilince endemik bitkiler de bitiyor. Azalmıyorlar. Yok oluyorlar. Onların da resimlerini gördük.

Helikopterle dolaşarak,parmak sallayarak,”işte burada köprü yapalım,şurada da 3. hava alanı olsun” dediler ya. İşte kuşlar o zaman beter oldular. İnşaat ve orman kesimi için seçilen yerler, 5.yüzyıldan beri kuşların göç yolları. Bunu bilmemek,bilememek tam bir cehalet. Bu konuda basılı metinler var. Okuyup araştıranlar,belgelere dayanarak anlatıyorlar. Belge deyince bunu anlamak gerek.

Pekiii,neden buradan geçiyorlar,neden bu yolları yol bellemiş kuşlar? İki karanın en yakın olduğu yer burası da ondan. Ne akıl ama.

Bize bilgi veren bilim adamları ömürlerini ağaçlara ve kuşlara adamışlar. Her yıl ülkemizden göç için kaç kuş geçtiğinin istatistiklerini tutuyorlar.

Sunumlar bitince arabalara binerek dosdoğru Garipce köyüne gittik.Garipce köyü bir doğa harikasıymış. Artık değil. Üçüncü köprünün ayağı nedeniyle delik deşik. İçler acısı. Ben medeniyet ve yoldan anlamadığım için benim görüşüm budur. Neyse yol kenarında durup,dürbünleri gözümüze koyup ufka bakmaya başladık. Önce bir iki tanesi geliyor. Sonra biraz daha kalabalık bir grup geliyor. Sonra asıl takım dönerek yaklaşıyor. Döne döne uçuyorlar. Nasıl ahenkliler o kadar olur. Bir düzenleri var ki izlerken  gözlerim yaşardı. Sürekli yer değiştiriyorlar. Bu tarafa doğru gelirken yaşlılar önde gelirmiş,sonbaharda dönerlerken de gençler öne geçerlermiş. Bizlere sunumu yapanlardan Zeynel Arslangündoğdu  kuşları gözlerken de  bizimle birlikteydi. Kuşlar üstümüzden geçerken,leylekleri ve şahinleri ve kara kartalları,yılan kartallarını  gösterdi hep. Az sonra bizler de iyi kötü tanımaya başladık. Ama ah o uçaklar. Tam akın akın leylekler gelirken uçak geçmiyor mu,hep birlikte kuşlara bağırıyorduk “kaçın güzellerim kaçın” diye.

Göç şöleni Mart ayının sonunda başlıyor ve Nisanın ortalarına kadar sürüyormuş.

Bir başkasına kızdığım zaman bir daha “kuş beyinli” demeyeceğim. Bizde olmayan beyin onlarda var. Gördüm.