En son diş maceralarımı yazalı çok olmuştu. Fakat bir ay önce ağzımda kalan son dişlerim de ağrımaya başladı.Soluğu dişçide aldığım zaman korkudan ağrı sızı kalmamıştı ama dişçimle uzun uzun konuştuktan sonra çaresine bakmaya karar verdik. Karar vermek sonuçlandırmanın yarısı diyorlar ama iş bitmiyor. Zaman da bulmak gerek. Dört bir tarafta,dört bir iş koşturduğum için anca geçen hafta pazar günü diş işlerine başlayabildik. Evet pazar günü.Dişçicimle pazar günü için randevulaştık ve operasyon başladı. Benim günler öncesinden panik atak yaşadığım ve acaba bir psikiatra mı gitsem diye düşündüğüm kısım zırt diye bitti.Ben bile anlamadım. Fakat acilen çekilenlerin dişlerin yerine yenilerinin konması gerek zira insan içine çıkılacak bir durum değil. Pazar zaten ameliyatlar oldu.Pazartesi laboratuar çalışacak ve Salı akşamı da dişler olacak. Fakat kader ağlarını örmeye başladı ve salı akşamı kar fırtınası İstanbul’a kabus gibi çöktü. Doktorum mahsur kaldı. Dişlerim ciladan gelemedi. Dişçicimle konuştuk ve bana muayenehanesinin karşısındaki simitçiye laboratuarın dişlerimi bırakacağını ve oradan çarşamba günü alıp takabileceğimi söyledi. Benim buna hiç aklım ermedi ama “peki” dedim. Başka da şansım yoktu. Aynı akşam kuzenim aradı ve vaziyetimi sordu. Ben de ertesi günü dişlerimi simitçiden alacağımı söyleyince kendini gülmekten yerlere attı. “Ya simitci kendi ağzında denerse” demesin mi? Dedim,”nereden aklına geldi bu,beni de huysuz ettin.” Benim ülkemde olmaz olmaz.Bizim insanımız meraklıdır. Simitçinin sütüne kalmış artık diyerek kafama takmamaya çalıştım.

Ertesi gün bir kar yağıyor ki,ormanları kesmemiş olsak,Ataköy’e kurt inecek. Ama beni ne kar ne de kum fırtınası durdurabilir. Karlara bata çıka simitçiye gittim ve dişimi aldım. Oraya çok yakın olan bir arkadaşımın evine gittim ve hemen banyoya koşarak dişleri denemek istedim. Ama,fakat o da ne. Dişler sanki benim değil de komşunun veya simitçinin dişleri. Değil yerlerine yerleştirmek,ağzıma bile girmiyorlar. Hüngür,ciyak doktorumu aradım. Yarım saat içinde geldi. Hani derler ya hızır geldi,işte o sırada benim dişçicim bana hızır gibi göründü. Kesti,yonttu,biçti ve diş ağzıma girdi. Fakat canım o kadar çok yanıyor ki anlatamam.Sanki ağzımın içinde deve dikenleri var. Deve dikenlerinin altında da kırmızı biberler. “Pekiiii” dedim ben “hani bu artistler var ya zırt diye dişlerini çektiriyorlar,pırt diye takıyorlar. Ben de ondan istiyorum.” Benim doktor yaman,”artistlik yapmayın” dedi bana.

Bu iş bitmedi tabii. Biraz canım acıyacak ki nerelerde sorun var görecek doktor. Ben zorunlu detoks halindeyim. Bebekler gibi süt içiyorum ve son iki gündür de çorba içiyorum. Şikayetim yok. Çünkü çikolatadan vazgeçmiş değilim. Damağıma yapıştırdım mı tamam. Yoksa stress den gideceğim.

Neyse canım çok yandığı için doktorumla randevulaştık. Saat kaçta biliyormusunuz? Sabah 07.30 da. Çünkü sonraki saatler dolu,ne onun ne de benim vaktim yok. Kargalar kahvaltı etmeden cumartesi sabahı kendimi muayenehaneye attım.Ortalık zindan.Elektrikler kesik. Akşama kadar da gelmeyecek. Neyse gün içinde bir başka diş kliniğinde buluşmaya karar verdik. Ben o hızla eve kadar yürüdüm.

Kuzen gene sormuştu,ne zaman gideceğimi,ben de 07.30 deyince gene attı kendini yere gülmekten. Haksız mı,ya simitçiden diş alıyorum ya da olmayacak saatlerde dişçideyim. Hele bu işler kuzenin hiç anlayamayacağı işler. 40 senedir Berlinde yaşayana anlatmak zor.

Bütün bu macera ağzımdaki geçici dişler için. Asıl macera 4 veya 6 ay sonra.Yaaaaa…..