Uzun zamandır ortam o kadar gergindi ki,anlatılır gibi değil.En sonunda mini bir darbemiz bile oldu. Bunun üzerine yazmak için çok erken. Ben havadan sudan bahsedeyim.

Çok değer verdiğim bir doktor; ” ilaçlar zehirdir,bir şişeyi  birden içerseniz  hemen ölürsünüz,günde bir doz alırsanız yavaş ölürsünüz.”demişti.

İlaçlara dikkat!

İlaçlara karşıyım.Bunu bilmeyen de yok. Aldığımız bir ilaç, diğer  organımızı etkileyerek bizi daha da beter edebiliyor. Araştırmacı doktorlar,ilaç sektöründe at oynatıyorlar. Ben öyle düşünüyorum. Neye göre kolestrol seviyelerimizi arttırıp azaltıyorlar?Neye göre şeker seviyelerimizi belirliyorlar?Neye göre yumurtayı yasaklayıp sonra özür diliyorlar? İnanılmaz paraların döndüğüne inanıyorum.Hastalık propogandası yaptıktan sonra aşısı geliyor. Neymiş,rahim ağzı kanseri aşısıymış.Ne rahimi, ne ağzı?Ne oldu aşı kampanyaları?Rahimler mi bitti,aşılar mı tükendi. El kadar çocuklara verilen ilaçları biliyorsunuzdur herhalde.Arkadaşlarla bunların muhabbetini yaparken benim aklıma annemin ilaçları geldi.

Annem komik kadındı. Tabii bulaşık makinasının olmadığı zamanların kadını olduğu için bulaşıklar elde ve yeşil sabunla yıkanırdı. Annemin mutfağında her zaman bir şişenin içinde gliserin ve limon karışımı olurdu. Bulaşıktan sonra ellerini bu losyonla nemlendirirdi. Gliserin kulak ağrılarının da baş ilacıydı. Beni dizine yatırıp kulağıma  gliserini damlatır,pamuk koyardı. Hiç de mantıksız değil. Şimdi de kulak temizliğinden önce bir kaç gün gliserin damlattırmıyorlar mı?

Annem komik kadındı. Baş  ilacı vicks di. Neresi ağrırsa oraya vicks sürerdi. Arada ayaklarını vicks ile ovar ve soket çorap giyerdi.Nezle olunca da hamam tasının içine kaynar su koyar içine vicks atar ve kafasına geçirdiği havlu ile tasın üzerine eğilir ve solurdu.  Bu buharı solumadığı zamanlarda ise burun deliklerine vicks sürer ve kanalları açardı.Nezleden de eser kalmazdı.Grip geçene kadar da odada bir kabın içine sıcak su koyar ve içine vicks atardı. Akşam yatarken oda vicks kokardı,nefesim rahatlardı.

Bir diğer grip ilacı da kocaman gripindi. Bir lira büyüklüğündeki gripini gırtlağına iter ve yutardı. Ben dehşet içinde kalırdım bunu iyi biliyorum.

Boğazı ağrıdığı zaman limonlu ve tuzlu ise yapılan gargara ona iyi gelirdi. Ben bu gargayı hiç deneyemedim. Hep boğuldum.Hala da boğuluyorum. Bir iki gak guktan sonra benden ümidi kesebilirsiniz.

Anestol bir diğer mucizeydi.Bir yeri mi yandı,bir yeri mi çürüdü,böcek mi soktu hemen oraya anestol sürülür ve tedavi edilirdi.

Bir diğer mucize de karınca yumurtasıydı. Nereden ve nasıl bulurdu bilmem ama daha kıllar çıkmadan karınca yumurtasını koltuk altı bölgelerine sürer ve epilasyon yapardı.

Midesi gaz yapınca bir bardağa limonlu su koyar ve içine de bir tatlı kaşığı karbonat atarak setliç dediği içecekten  yapardı. Setliç her mideye deva,ev yapımı sodaydı bence. Mide konusunda nane ve limonu söylemeye zaten sanırım gerek yok.

Ateşim çıktığı zaman mutlaka bir kabın içine su,sirke ve buz koyarak,tülbentle alnıma ve koltuk altlarımla,kasıklarıma koyardı. Bu arada da sık sık ateşime bakar ve bir noktaya gelince de tedaviye ara verirdi.

Çocuğum olduğu zaman onu ilk yıkamamızda son durulama suyuna tuz karıştırdı. Annesinden öyle görmüş. Pişik önlemede bire bir. Gene bebekler için bir ilacı daha vardı.İyi marka bir zeytinyağını,bir kabın içinde kaynatır ve soğuturdu. Sonra soğuyan zeytinyağını bir şişeye boşaltır ve her alt değişiminde bezi bağlamadan önce bebeği yağlardı. Ben hiç pişik görmedim.

Bebekler yıkandıktan sonra da kurularken mutlaka vücudunu gene meşhur zeytinyağı ile yağlardı.

Annem komik kadındı ve her kadın gibi kabızlık sorunu vardı. Akide şekerini ağzında azcık eritip,daha doğrusu yuvarlayıp,laksatif fitil olarak kullanırdı.

Benim annem komik bir homeopattı.