Bu kar bana yaramadı. İstanbulda bir haftadır hava çok ama çok soğuk ve kar yağıyor. Hava almak için bile dışarı çıkamadım. Çıktım da eve nasıl geleceğimi bilemedim. Suratım dondu. Kitap okudum,film izledim ve hatıralarımla baş başa kaldım. Oturdum yazdım. Her zamanki gibi yazdıkca yazasım geldi.

Annem çocukluğunda geçen olayları aklına geldikce bana anlatırdı. Ama anlatmak istediklerini bana anlatırdı. Oysa benim bilmek istediğim başka şeyler de vardı. Sorduğum zaman da “boş ver” der veya yüzüme anlamsızca bakardı. Sanki bu kız kim,bu sorular da ne oluyor dercesine. Babam anlatmazdı. Mutlaka onun da anlatacak bir sürü hikayesi vardı ama anlatmazdı. 6 erkek kardeş,onların karıları,çocukları, değil hikayeler romanlar vardı  babamın hayatında.

Belki de eskiler anlatmayı sevmezlerdi. Anlatmadılar da ne oldu sanki? Sırları,anıları,göstermedikleri sevgileri ile göçüp gittiler.

Ben de sanki onlara inat anlatıcı kesildim. Belki de reaksiyon. Ben,çocuğumun,dostlarımın bana ait olan komik veya acı anıları bilmelerinden yanayım. Zira ben yarına kalmak istiyorum.

Dinleyin o zaman anlatıyorum:

Eskiden jüpon giyerdik.Jüpon eteklerin altına giyilen  kat kat tülden yapılmış olan iç etekti. Üstüne ne kadar ince kumaştan bir etek  giyersen,fiyakan o kadar çok olurdu.Gösterişi ve duruşu harikaydı yani. Mahallede de bir delikanlı var,adı Ergun.Adını biliyorum zira aşağı sokakta oturuyor. Ben 11-12 yaşımdayım,Ergun 18 yaşında. Ben çok ortalıkta yokum ama bir şekilde beni fark etmiş. Bir halttan haberim yok ama, bu durumdan haberim olmayacak gibi de değil.Kapının önünden fırt-cırt geçiyor ve ıslık çalıyor. Ben cama çıkınca da elini  kalbine koyuyor. Ne demek bu? Eşek değiliz ya,bana ilgi duyuyor.Ama ben  ne yapacağımı bilmiyorum.Camdan bakıp,içeri kaçıyorum.Kalbim bir çarpıyor.Mahalleler şimdiki gibi hınca hınç değil,seyrek 3-5 tek katlı ev. Sokağa çıkınca herkes herkesi biliyor. Kendimi büyük sanıyorum Ergun bana yangın diye ama çocuğum.

Derken bir gün  gözümü kararttım ve Ergun ile buluşmaya karar verdim.Hiç olmazsa sesini duyayım.Bana bişey desin yani ne diyecekse. Beyaz bir eteğim var. Altına da jüpon.Saçlar atkuyruğu ve cam önünde ıslık bekliyorum. Bir gün önce de deli gibi yağmur yağmış. Anneme Selmaya gideceğimi söyledim. Derken  beklenen ıslık çaldı. Ergun elini kalbine koydu. Ben de koydum. Merdivenleri üçer beşer atladım ve kendimi sokakta buldum. Ergun şaşkın. Bu kız zır deli diye düşündü herhalde. Elini kalbe koymak kolay da kız capcanlı geldi işte ama yüreğim de yerinden çıkacak. “Merhaba” dedi. Eridim ama ben de merhabaladım.Yan yana yürüyoruz. Ne yapacağımız belli değil. En fazla yüz metre yürüyeceğiz ve ben eve döneceğim. Daha 20 adım atmıştık ki önümüzde bir su birikintisi ama öyle az değil, gölün küçüğü. Ergun büyük ya akıllı yandan geçti. Ben zirzop olduğum ve kendimi de göstereceğim için üstünden atlamaya karar verdim ve kararımı anında uyguladım. Mesafe çok olduğu için midir,heyecandan mıdır zıplayamadım ve kendimi suyun tam ortasında oturur buldum. Beyaz eteğim ve jüponum çamur. Ellerim çamur. Suratım sıçrayan sularla çamur. Ayakkabıların içinden de fış diye su akıyor. Ergun,o elini kalbine koyan Ergun bu kez elini   karnına koyuyor ve gülmekten yerlere yatıyor. Hiç ses çıkarmadan ayağa kalktım. Gerisin geriye eve döndüm. Bir daha da Ergunu hiç görmedim. Zira bana kocaman gülerken kocaman ağzını açmıştı ve ben onun en önde bana sırıtan kocaman altın dişini de görmüştüm.

Ama bu yaşa geldim,gidiyorum bir daha hiç kimse bana ıslık çalıp da elini kalbine koymadı. Dur,ben bunu flört beye anlatayım,o beni kırmaz ve ıslık çalıp elini kalbine koyar belki de gözüm açık gitmem.