Arkadaşlar,dostlar merhaba.Çin için aklıma gelenleri eklemeden önce ilk yazımı okuyarak beni arayan,yorum yapan ve yüreklendiren herkese teşekkür ediyorum.

Bir kere  “sarı benizli” diye bir şey nereden çıktı anlamak zor. Hiç biri sarı benizli değil.Sıska ve sağlıklı ve yanaklarından da kan damlıyor.

Çocukları aileler için çok önemli. Çocuklarının ayaklarına yün örme patikler giydiriyorlar. Kafalarında şapka yok. Ayaklarını sıcak ama kafalarını serin tutmaya nokta kadarken başlamış oluyorlar. Çocuk biraz daha büyüyüp ayaklanınca da ayaklarına  çok rahat ayakkabılar ve tozluklar giydiriyorlar.  Boyunlarında da fularları eksik değil. O kadar güler yüzlüler ki.Ben bu kadar güzel çocuğu bir arada  hiç görmedim.  Çocukların hepsi ama hepsi  tek çizgi halindeki gözleri ile çok güzeller. Kırmızı yanaklılar,meraklı bakışlılar. Özellikle bizim gibi değişiklere çok dikkatle bakıyorlar. Hiç ağlayan çocuk yok. Lokantalarda  da mutlaka kendi başlarına yemek yiyorlar. Bildiğiniz gibi çok çocuk yok ailelerde. Öyle,ışığı gören dışarı çıkamıyor. Doğru bence. Bizim yapamadığımız hesabı Çinliler yapmış. Besleyebileceğin kadar. Bunu sağlamak da çok kolay. Bizde doğurunca para alıyorsun. Çinde doğurunca paran kesiliyor. Çocuklara genellikle anneanne veya babaanneler bakıyor. Ya köyde bakıyorlar ya da şanslılarsa ve şehre gelmişlerse ufacık evlerde binlerce kişi bir arada yaşayabiliyorlar.  Koskocaman  evler de var  zenginler için ama genellikle, en fazla 60-70 metrekarede yaşamak zorundalar. Şehre gelmek kolay değil. İş bulacaksın,bulduğun iş geçici olmayacak ki sana şehirde yaşama izni çıksın. Anneanne veya babaannenin baktığı çocuklar benim ülkemde yılışık ve şımarık olurlar. Orada öyle değil. Çocuklara hiç bağırmadan,çağırmadan bakıyorlar. Ama bir iki kere denk geldim ve anladığım kadarı ile de anne bir isteği çok sert bir ses tonu ile kesti ve çocuk da tutturmadı. Oluyor yani. Eğitim Çinde de Türkiyede de hep aynı kalıptan geçerse başarılı oluyor. Tutarlı olmak işin sırrı.

Evleri çok komik. Gökdelenlerde yaşıyorlar. Ama köylü kültürü ile o gökdelenlere gelmişler. İnşaatlar çok kalitesiz,içinde yaşayanlar da evlere değer katmamışlar.Gökdelenler dökülüyor. Gökdelenler dökülüyor ama gündüz gözü ile. Gece her yer led ışıklarla aydınlatılıyor. O kötü gökdelenler ışıl ışıl.Komik olan her evde mutlaka bir kapalı balkon var çamaşır asmak için.Balkonda ancak konfeksiyon atölyelerinde görmemizin mümkün olduğu askılar var. Yani balkonun bir ucundan diğer ucuna gerilmiş olan bir demir tel veya borular var. Yıkanmış çamaşırlar bu boru veya tele elbise askısı ile asılıyor. İlk defa dışardan evlere bakınca oraların önce atölye olduğunu düşündüm. Sonra durumu kavradım. Bu balkonlar öyle arkada falan değil. Ön tarafta da olabiliyor. Çinliler çok da temiz değiller ama yorganlar her zaman havalandırılıyor. Bence o kadar çok  sarmısak ve baharat yiyorlar ki gece çıkardıkları  kendi kokularına  kendileri dayanamıyorlar. Sokalarda küçücük ama küçücük tek odalar var. 5-6 metre karelik. Oralarda da yaşayanlar var. Tuvalet,mutfak,yatak odası ve herşey orada. Çamaşırları ise sokaktaki iki ağacın arasına konmuş olan bir boru veya kamış üzerine asılmış olan tel elbise askılarında. Donlar,sütyenler sokaklarda asılı yani.Yorgan da tabii ki orada asılı. Bu küçücük yerlerin içlerine göz atmaya çalıştım ve attım da ama görülecek çok detay yok. Çöp evler. Şehirde yaşanan çöp evler ve mutlular. Eve sığamadıkları için her  işleri kapının önünde halloluyor. Örneğin bir gün iki kadının kapı önünde bir bidonun üzerinde kaplumbağayı yemek için ortadan ikiye ayırdıklarını gördüm. Şimdi hemen aklınıza köpek yiyip yemedikleri geldi değil mi? Yiyorlarmış ama daha kuzeyde. Benim gittiğim yerlerde yemiyorlar. Ben varken yemediler veya. Hatta çok şirin köpekleri var. Sokaklarda balıboş köpek yok ama evlerinde ufacık köpekleri var. Köpeklerini de  çocukları kadar çok seviyorlar ve bebek arabaları ile dolaştıranlar bile var. Bir de en çok sevdikleri şey pijamaları ile sokaklarda dolaşmak. Şengyang da Mao meydanı var. Bildiğin meydan işte. Bizim taksim meydanından daha büyük ve çok görkemli bir anıt var. Anıtın etrafında basamaklar var. Baktım pijamalı bir sürü insan oraya oturmuş.Hem de çizgili pijamalı. Herhalde yakınlarda bir akıl hastalıkları hastahanesi var ve bunlar da oradan tüyenler diye düşündüm. Sonra öğrendim ki bunlar kendilerini evlerinde hissedenler. Ayaklarında terlikler ve dünya umurlarında değil.

Çok bağırarak konuşuyorlar. Zaten her yer çok kalabalık ve Çinli. Bir de konuşuyorlar. Anlatacak o kadar çok şeyleri var ki hiç susmadan konuşuyorlar ve yüksek sesle. Bu nedenle her yer inanılmaz uğultulu. Müziğe de meraklı oldukları için dükkanlardan sokaklara taşan yüksek sesli müzik ve uğultu var. Akşam 21.00 de ortalık sakin. Uyuyorlar Allahtan.

Adamlar da bir alem. Hepsi kadınların çantalarını taşıyorlar. Kadınlar kocaman topuklularla ve dapdar etekleri ile rengarenk zor yürüdükleri için olsa gerek çantaları adamlar taşıyorlar. Ama görünüş çok gırgır. Heriflerin elinde morlu,yeşilli,sarılı kadın çantaları dolanıyorlar.

Çanta taşıyan adamlar ve çantaları taşıtan kadınların yaşlıları fizik olarak güzel  değiller ama gençler çok hoş. Özellikle  Çinli genç kızlar çok hoşlar. Genç erkeklerin çoğu kafalarını çok ve fırça gibi olan saçlarına takmış. Boyatıyorlar. Sarı veya kırmızı saçlı delikanlılar var. Eğlenceli. Kızlar çok güzeller de konuşana kadar.Zira dişler berbat. Hele yaşandıkca beter. Dişleri testere gibi. Tırtık tırtık. Kemirgen fare dişi gibi dişleri var. Ben bunu kemirmelerine yordum doğrusu. Sokaklarda tavuk pençelerini kemiriyorlar. Şeker yermiş gibi yani. Tavuk ve ördek ve yiyebildikleri tüm hayvanların kemiklerini öylesine kemirerek sıyırıyorlar ki inanılmaz. Bence sırf bu nedenle dişler testere. Ayrıca ellerine aldıkları iki çubukla öyle çok yiyorlar ki,bir de çatal ve kaşıkları olsa artık bilemiyorum. Koskoca bir dilim ekmeği veya kocaman bir lokmayı iki çomakla tutup bir ısırmaları bir yemeleri var ki,görülecek bir şey.

Bu Çin işi ne zaman biter bilemiyorum. Aklıma geldikce yazarım diye düşünüyorum.

Okuduğunuz ve sabrınız için teşekkürler.